...

Şenocak: Türkiye AB üyesi adaylığından vazgeçerek yeni model oluşturmalı (Özel)

Yorum Materials 13 Haziran 2016 17:34
Şenocak: Türkiye AB üyesi adaylığından vazgeçerek yeni model oluşturmalı (Özel)
Şenocak: Türkiye AB üyesi adaylığından vazgeçerek yeni model oluşturmalı (Özel)

Читайте Trend в

Azerbaycan/Bakü/Trend Haber Ajansı Türkiye Masası

Paris Üniversitesi Diplomatik ve Stratejik Araştırmalar Merkezi Kültürel Diplomasi Kürsü Başkanı Doç. Dr. Naciye Selin Şenocak, Trend Haber Ajansı'na Türkiye-AB ilişkilerini, Türkiye'nin AB'ye üyelik sürecini, Almanya Parlamentosu tarafından alınan "soykırım" kararı ve diğer konuları değerlendirdi.

AB üyeliğinin Türkiye'ye kazandıracaklarından ziyade çok şey kaybettireceğini düşündüğünü ifade eden Şenocak, "AB 28 ülkeyle kendini yönetemez hale gelerek ekonomik, sosyal ve siyasal kaosun içinde bocalamaktadır. Türkiye gibi dünyanin en güçlü 20 ekonomisi içerisinde bulunan bir ülke için AB sadece bir problem teşkil ederek Türkiye'nin ekonomisinin çoküşünü hazırlar." dedi.

Türkiye'nin AB'nin üyesi olacağını kesinlikle düşünmediğini ifade eden Şenocak, bunun en önemli nedeninin, Türkiye'nin genç, dinamik büyük bir nüfusa sahip olması, AB'ye üye olması halinde parlamento bünyesinde siyasi açıdan Almanya ile eşdeğer güce sahip olacak olması, dinamik ekonomisiyle AB pazarının rekabet ortamında söz sahibi ülke olma potansiyeli, müslüman bir ülke olması, kültürel açıdan potansiyel tehdit olarak algılanması ve Türkiye'yi çevreleyen komşu ülkelerin siyasi istikrasızlığının AB güvenliği için tehlike olarak görülmesi olduğunu vurguladı.

Türkiye'nin kimseden demokrasi dersleri almaya ihtiyacı yoktur

Türkiye'nin AB'nin üyeliğine ihtiyacı olmadığını kaydeden Şenocak, "Türkiye kendi kendine yetebilen güçlü bir ülkedir. Kimseden de demokrasi, İnsan Haklari dersleri almaya ihtiyacı yoktur. AB önce kendi içsel politik, ekonomik ve sosyal krizlerini çözümlemeli, Türkiye ve diğer komşu ülkelere ders vermekten de kaçınmalıdır. Türkiye-AB yeni stratejik işbirliği modeli oluşturmalıdır. AB-Çin modeli gibi 'win-win' esaslı ikili ve çoklu ticari işbirliklerine dayalı her iki tarafın eşit statülerde olduğu bir işbirliği modeli geliştirilmelidir. Üyelik müzakereleri boyunca AB ve Tükiye alt-üst ilişkisi içerisinde neredeyse "muz cumhuriyeti" gibi değerlendirilerek 'ulusal egemenlik' haklarını rencide edecek seviyelere gelinmiştir.

AB ve Türkiye ekonomik stratejik partner olarak eşit statülerde işbirliklerini devam etirmelidir. Türkiye'nin müzakere sürecini durdurması halinde bunu gönülden isteyen AB, dünyaya bambaşka bir mesajla Türkiye'yi izole etmeye çalışacaktır, istediklerini elde edemedikleri için Türkiye'nin radikalleştiğini duyurarak, Türkiye'nin tehlikeli ülke olduğunu Türkiye'yi istikrarsızlaştırmak için ilan edebilir. O yüzden Türkiye'nin AB üyeliğinin, AB tarafindan engellenmesi Türkiye'nin hayrınadır, daha olumlu etkin işbirliklerinin içerisinde bulunması sağlayacaktır. Türkiye'nin Rusya gibi komşu ülkelerle ilişkilerini yeniden karşılıklı geliştirmesi, bölgenin istikrarı için gerekliliktir. Karadeniz Ekonomik İşbirliği'nin siyasi ve ekonomik olarak güçlendirilmesi yeni bir potansiyel oluşturabilir. Bunun yanında Türkiye Orta Asya cumhuriyetleri ve Çin, Güney Kore, Japonya, Hindistan gibi güçlü ülkelerle ekonomik ve teknolojik açılardan güçlü işbirlikleri geliştirebilir." şeklinde konuştu.

AB'nin komşuluk politikasi tam fiyaskodur

Son iki yılda AB ülkeleri bünyesinde Azerbaycan ve özellikle Cumhurbaşkanı Aliyev hakkında yoğun kara propaganda yapıldığını ifade eden Şenocak, "Bu Azerbaycan'a karşı yapılan çirkin uluslararası karalama kampanyasıdır. Bu durum Azerbaycan'ın istikrarı için tehlikeli bir durumdur ve ülkenin içerisindeki sosyal dinamikleri harekete gecirerek ülkenin ayrışmasına yönlendirmektir. Bunun beraberinde Azerbaycan ile ilgili yapılan 'algı operasyonuyla' ülkeye gelecek yabancı yatırımcıları geri çevirmek, turizm ekonomisine darbe vurmak, ihracat ve ticaretine darbe vurmak ve bu vesileyle ülkenin yöneticileri üzerinde şantajla baski ünsuru oluşturmak için yapılmaktadır.

AB'nin komşuluk politikasi tam bir fiyaskodur. Azerbaycan'ın da dahil olduğu 16 ülkeye insan hakları, demokrasi, yolsuzluk gibi paket öneriler ve hatta baskılar yapılmaktadır. Bu 16 ülkeyi incelediğinizde ya Turuncu Devrimi, ya Gül Devrimi ya da Arap Baharı adı altında iç çatışma ve kaos devrimini yaşadılar, ülkelerinde bir türlü istikrarı oluşturamadılar. Bu da düşündürücüdür. Bu ülkeler AB'nin önerilerini ve isteklerini yerine getirmelerine rağmen AB'nin geriye çekilmesiyle kaderleriyle başbaşa bırakılmışlardır. Azerbaycan'a yakın komşu ülkeler olan Ukrayna, Gürcistan gibi ülkeleri kendisine örnek alarak AB komşuluk politikasını yeniden değerlendirmelidir. AB komşuluk politikasi Doğu ülkeleri bütçesinde Azerbaycan'a finansal olarak desteği semboliktir, toplam bütçenin yüzde 0,4 kısmıdır. Ukrayna'ya ise yüzde 52 finansal destek ayrılmıştır. Azerbaycan'in AB-Kazakstan stratejik ikili anlaşma modeli çervesinde AB ile ilişkilerini yeni bir model üzerine oluşturmalıdır. Azerbaycan'ın yararına bir anlaşma yapılmalıdır, Azerbaycan bölgenin ekonomik olarak en güçlü ülkelerindendir. Türkiye'nin AB üyesi olma şansı ne ise Azerbaycan'ın üye olma şansı daha da zayıftır. AB Dağlık Karabağ çatışmasında, Hocalı katliamında sergilediği tutum da Azerbaycan'a, AB ile olan ilişkisindeki durumu samimiyeti sergilemektedir. Sözde demokrasi, İnsan Hakları ve yolsuzluk gibi konular ülkelere karşı kullanılan içi boş kavramlardır, İtalya'da, Bulgaristan'da yolsuzluk yok mudur? Almanya'da, Macaristan'da insan hakları var mıdır? Romanya demokratik midir? Orta Asya'da oluşturulmak istenen yeni renkli sözde devrimlerin önüne geçilmelidir. Azerbaycan'ın ve bölgenin güvenliği ve geleceği için birlik beraberlik şarttır." diye konuştu.

Ermeni "soykırımı"nın tanınması Almanya için talihsiz diplomatik ve stratejik bir hatadır

Alman Parlementosu'nun sözde Ermeni "soykırımı"nın tanınmasının, Almanya için talihsiz diplomatik ve stratejik bir hata olduğunu kaydeden Şenocak konuşmasını şu şekilde devam ettirdi:"Bu vesileyle sözde Ermeni "soykırımı" iddialarının Turkiye'ye karşı kullanılan 'ucuz' bir şantaj malzemesi olduğunu Almanya bir kere daha dünyaya bizzat göstermiş oldu. Böylece Almanya sözde Ermeni "soykırım" iddialarının aslında hiçbir meşru tarafı olmadığını başta Avrupalı ülkelerin ve Türkiye ile hazımsızlığı olan diğer ülkelerin de yıllardır bunu Turkiye'ye karşı kullandıkları bir şantaj ve propaganda malzemesi olduğunu bir kez daha kanıtlamış oldular. Birinci Dünya Savaşı'nda olduğu gibi bu konuda bu ülkeler tarafından kullanılan ve sömürülen taraf Ermenistan ve Ermeni diasporasıdır. Türkiye güçlü bir ülkedir bu tür ucuz şantajlara boyun eğecek bir ülke olmadığını bunun sadece Almanya'ya ekonomik ve sosyal açıdan zarar vereceğini bilmeleri gerekir. Kararın arka fonu, AB ve Almanya'nın Suriyeli Mülteciler Konusunda Türkiye ile yaptıkları müzakerlerde her zaman olduğu gibi sözlerini tutmamaları ve ikiyüzlülükleri karşısında Türkiye'nin tepkisidir.

Almanya AB'nin garantör ülkesi olarak Türkiye ile yaptığı müzakerelerle aslinda AB'nin Türkiye ile ilgili aldiği kararlar ve ilişkilerinde samimiyetsizliğini, ikiyüzlülüğünü ortaya koymuştur bu da iki taraf arasında son yıllarda belirginleşen güven sorununun altını çizmiştir.

Yıllardır Türkiye'yi boş vaadlerle oyalayan, samimi olmayan ve AB bünyesine dahil etmeyeceklerini açıklama cesareti olmayan AB ülkeleri çeşitli kriter ve bahanelerle Türkiye'yi havuç ve sopa metoduyla kontrolleri altında tutmaları bu aşamada mümkün gözükmüyor.

Ne hazindir ki bu kararın en büyük destekcisi Türk asıllı bir Alman milletvekilidir. Türkiye'nin hain kontenjanı yurtdışında daha aktif çalışmaktadır. Bu da aslında Almanya'nın Yahudilerle başarılı olamadığı asimilasyon projesinin Almanya'da yaşayan bir kisim Türkle başarılı olduğunu kanıtlıyor. Almanya'da yaşayan Türk halkının en büyük eksikliği bir birlik oluşturamamalarıdır. Almanya'da yaklaşık 3 milyon Türk yaşıyor bu karardan önce ve sonrasında bir birlik olup toplu grev yapsalardı ve sokaklarda etkin gösteriler yapılsaydı Almanya parlamentosu bu cesareti gösteremezdi. Yurtdışında en büyük problemimiz lobbi faaliyetlerinde etkin olamamamızdır.

Bundan sonra Almanya'da yaşayan Türkler düşüncelerini ve fikirlerini ifade etme özgürlükleri kısıtlanmiş olacak. "Soykırım" iddialarını kabul etmiş diğer ülkelerde olduğu gibi sözde Ermeni "soykırımını" kabul etmedikleri taktirde de hukuki işlemelere maruz kalacaklar."

Muhabir Orhan Guluzade

Etiketler:
Son Haberler

Son Haberler