...

AB genişleme komiserini beklerken... Egemen Bağış ,Trend Haber Ajansı için yazdı

Günün haberi Materials 24 Haziran 2017 10:07
AB genişleme komiserini beklerken... Egemen Bağış ,Trend Haber Ajansı için yazdı
AB genişleme komiserini beklerken... Egemen Bağış ,Trend Haber Ajansı için yazdı

Читайте Trend в

Türkiye Cumhuriyeti Avrupa Birliği ve Devlet Eski Bakanı ve Başmüzakerecisi Egemen Bağışın Trend Haber Ajansı için yazdığı özel makale

AB genişleme komiserini beklerken...

AB'nin genişlemeden Sorumlu Komisyon üyesi yani Türkiye'nin en önemli AB muhattabı Ramazan Bayramı sonrası ülkemizi ziyaret edecekmiş.

Biraz geç kaldı bizce. 16 Temmuz sabahı gelip AB'nin en önemli değeri olan demokrasi için gözünü kırpmadan hayatını vermeye hazır olan aziz milletimize takdirlerini iletmeliydi.

Umarız Avrupa'ya sığınmış hain FETÖ mensupları ile PKK militanlarının yargılanmak üzere Türkiye'ye iade edileceklerine dair müjdeli haberlerle ve TC vatandaşlarına karşı uygulanan haksız, mantıksız ve hukuksuz vizelerin kalkma sürecinin takvimi ile geliyordur. Yok aklınca bizi her zamanki gibi eleştirmeye geliyorsa çok fazla ciddiye alınmayacağını bilmesi gerekir.

Avrupa Birliği'nin kurucu babalarından Winston Churchcil "Mezarlıklar kendilerini vazgeçilmez sanan insanlarla doludur" demiş. Bu söz bugün AB için yorumlanacak hale geldi.

Irak'a müdahale konusundaki fikir ayrılıkları, yeni ve eski Avrupa tartışmaları, ekonomik kriz, ekonomisi batan üye ülkelerin kurtarılması, İngiliz halkının şamar gibi gelen Brexit kararı, ve vizyonsuz liderlerin kısa dönemli siyasi istismar çabaları AB'yi çok yıprattı.

Oysa Avrupa Birliği asırlarca birbirleri ile acımasızca savaşmış Avrupalıların huzur içinde yaşamalarını sağlayan, insanlık tarihinin en kalıcı barış projelerinden birisi olarak bir zamanlar ne kadar da saygın bir konuma sahipti.

Kömür ve çelik konularında dayanışma maksadıyla başlayıp yıllar içerisinde 120bin sayfayı aşan müktesebatıyla hayatın hemen her alanına düzenleme getiren bu birlik rahmetli Menderes'ten bu yana dışa bakışımızın kızıl elmalarından biri olmuştu. 1958'de başlayan maceralı AB serüvenimizin birçok engel, duraksama ve kopmaya rağmen bugün hala devam etmesi karşılıklı çıkarlardan kaynaklanır.

Beş yıl boyunca ülkemiz adına müzakerelerini yürüttüğümüz bu sürecin bir gün tam üyelikle sonuçlanacağını iddia etmek adeta hayalperestlik görülen bir olgu. Müzakereler teknik olarak tamamlandığında aday ülke halkının üyelik onayını referandum ile verme kuralı, o günün şartlarını bugünden kestiremeyeceğimiz gerçeği, AB üyesi ülkelerin bazılarının da bu kararı kendi halkoylarına sunma opsiyonunu da gözönüne alınca fotoğraf daha da karmaşık bir hal alıyor.

Avrupa Birliğini biz en iyi diyetisyen metaforu ile anlatabiliyoruz. Bir diyetisyene gidip tüketilen ve yakılan kalorilere endeksli reçetesini uygulamaya başladığımızda, fazla yüklerden kurtulan, sağlığına kavuşan özetle kazanan diyetisyen değil müşterisi olur. Hatta bir diyetisyenin kilolu olması, öfkesini kontrol edememesi veya kalp damarlarının bazılarının tıkalı olması, reçetesinin kötü olduğunu değil, kendi reçetesini hakkıyla uygulayamadığını gösterir. Bugün AB içerisinde ekonomik krizden en çok etkilenen ülkelerin AB kurallarını uygulama konusunda en çok kaçamak yapan ülkeler olması bu yüzden bir tesadüf değildir. Ülkemizin gereksiz yüklerinden ve vatandaşımızı kısıtlayan mantığa aykırı eski yasaklardan kurtulmasında AB sürecinin katkıları her kesimce teyid edilmektedir.

Gerçekçi olmak gerekirse, toplumumuz AB müktesebatının bazı yönlerini hiç bir zaman kabullenmeyecektir. Ancak bu kuralların büyük çoğunluğunun hayata geçirilmesi ülkemizin demokratik ve insan hakları standartlarını yükseltmek ve milletimizin yaşam kalitesini arttırmak açısından elzemdir.

AB uyum sürecinin katılım öncesi fonlar aracılığı ile devlet hazinemize katkıları da göz ardı edilmemelidir. AB Bakanlığımız toplam giderinin belki otuz hatta kırk kat fazlasını bu fonlar aracılığı ile ülkemize kazandırırken, yılda yetmiş binin üzerinde gencimizin Erasmus, Jean Monnet gibi programlarla AB ülkelerinde eğitim almasını da sağlamaktadır.

Bazı AB ülke liderlerinin duyarsız ve itici tavırlarına tepki olarak AB ilkelerinden vazgeçmemizin papaza kızıp oruç bozmaktan pek bir farkı olmayacaktır. AB'nin ülkelerine değil ilkelerine yoğunlaşmalıyız.

AB ile vize mutabakatımız ilişkilerimizde kritik bir eşiktir. Vatandaşlarımız 80 darbesi öncesi bugün AB üyesi olmuş birçok ülkeye vize almadan gidebiliyordu. Maalesef darbeci zihniyet insanlarımızın siyasi sığınmacı statüsü ile Avrupa'ya kaçamasın diye bu ülkelerin 1960 Ankara anlaşmasından doğan serbest dolaşım hakkımızı ihlal etmesine göz yumdu.

Son yıllarda göç sorunu nedeniyle Avrupa Birliği komisyonu ile ciddi bir yakınlaşma sağlanmıştır. Bu konudaki işbirliği yasadışı göçle mücadelede eksikliklere rağmen, başarılı da olmuştur. Yasadışı göçle mücadele birbirimize ihtiyacımız olduğu kadar, birlikte hareket ettiğimizde daha etkin olduğumuzu da göstermiştir.

1996'dan bu yana Gümrük Birliği üyesi olan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının hala vize kuyruklarında bekletilmesi ve karşılaştığı incitici yaklaşımın mantıksal bir izahı yoktur. Mallarımız serbestçe dolaşırken, o malı üreten sahiplerinin gördüğü muamele akıl dışıdır.

Gelinen noktada AB'nin terörle mücadele yasamızı bahane etmesi ise hiç inandırıcı gelmiyor. Geçen sene Schengen kapsamına alınarak vatandaşlarına serbest dolaşım hakkı tanınan Birleşik Arap Emirliklerinin bizden daha demokratik ve insan haklarına duyarlı olduğunu kimse iddia edemez.

Mesele haklı olmak değil güçlü olmaya kitleniyor. 2002'de üç bin doların altında seyreden kişi başına düşen milli gelirimiz on yılda üç kat arttığı gibi, yirmi bin dolar seviyelerine ulaştığı an biz istemesek bile AB vize şartını ortadan kaldıracaktır. Bu yüzden istikrarımızı koruyarak ekonomimizi büyültmek son derece yerinde bir yaklaşımdır.

Fazla naz aşık usandırır atasözümüzü Brüksel'e sıkça hatırlatmakta fayda var. Vize serbestliğinin sağlanması AB'ye kırgın olan ve samimiyetini haklı olarak sorgulayan halkımızın güvenini yeniden tesis edecek, AB’nin verdiği sözlerin arkasında durduğunun en somut ispatı olacaktır.

AB üyelik süreci Türkiye için faydalı olsa da, kesinlikle tek alternatifimiz değildir.

Bugün Avrupa'nın Türkiye'ye olan ihtiyacı, Türkiye'nin Avrupa'ya olan ihtiyacından kat kat fazladır. AB'nin genişlemeden sorumlu komiseri ülkemizde vereceği mesajları hazırlarken bu gerçekleri umarız hatırlarlar.

Egemen BAĞIŞ

Türkiye Cumhuriyeti Avrupa Birliği ve Devlet Eski Bakanı ve Başmüzakerecisi

Etiketler:
Son Haberler

Son Haberler